Tarih: 1 Mayıs 2008 Kaynak: Fortune
Ekonomist Paul Krugman'ın tahminlerine göre, subprime krizi piyasalarda dalga dalga büyüyecek ve ekonomiyi 2010 yılına kadar olumsuz etkilemeyi sürdürecek. Ancak Büyük Buhran'a benzer bir süreç olasılığı zayıf.
Bugünlerde ekonomideki durumu tanımlayabilecek en güzel ifade bocalamalar ve güvensizliğin damgasını vurduğu belirsizlik. Buna benzer bir kredi krizini daha önce hiç görmemiştik. Acaba şimdi sırada ne var? Eski bir Fortune yazarı olan, makaleleri halen New York Times gazetesinde yayımlanan Princeton Üniversitesi'nden ekonomist Paul Krugman, Fortune'dan Jia Lynn Yang'a krizin ekonomiye etkisi, ev fiyatlarının ne olacağıyla ilgili öngörülerini anlattı. Hem korku duymasının hem de umutlu olmasının gerekçelerini açıkladı.
Yıl sonunda 15 milyon Amerikalının elindeki mortgage kredilerinin değerinin evlerinin değerinden daha yüksek olması bekleniyor. Peki daha sonra ne olacak?
Şu anki duruma göre, kanımca ev fiyatlarındaki düşüş sonucu 20 milyon kişinin evlerinin değeri, satın aldıkları değerin altına düşecek. Bu ABD'deki evlerin yaklaşık dörtte birine denk düşüyor. Ev fiyatları arttığında veya satın alma değerinin üzerine çıktığında bunları yeniden finanse edebilir ya da satabilirsiniz. Ancak yaptığınız alım nedeniyle zarardaysanız, bu durumda mülkünüze haciz konacak ve bundan yararlanan fırsatçılar olacaktır. Konutta muhtemelen 6-7 trilyon dolarlık bir kayıpla karşı karşıya kalacağız. Bu kaybın bir bölümünün bedelini mortgage sahipleri ödeyecek. Halihazırdaki 400-500 milyar dolarlık zarar tahminlerini ise çok düşük buluyorum. Mortgage'a dayalı menkul kıymetlerde 1 trilyon dolarlık bir kayıp söz konusu olabilir.
Konut fiyatları daha ne kadar düşebilir?
Benim tercih ettiğim ölçüm konut fiyatlarının kiraya oranıdır. Bu ölçüme göre de, ülkede ortalama konut fiyatları çok fazla arttı. Bundan dolayı geriye dönüş söz konusu olacaktır. Konutta genelde yüzde 25'lik bir düşüş bekleniyor. Oysa şimdiye kadar çok az oranda bir düşüşe tanık olundu. Kuşkusuz fiyatlardaki gerileme de bölgeye göre değişir; örneğin, kiraya göre konut fiyatlarının çok fazla yükselmediği Houston ya da Atlanta'da düşüş görece az olacaktır. Miami ya da Los Angeles gibi bölgelerde ise yüzde 40 ya da 50’lere varan düşüşler görebilirsiniz.
Haciz konan konut sayısı artarsa sarmal etkiden söz edilebilir mi?
Bunun sınırsız bir durum olacağını söyleyemeyiz. Ama yine de konut fiyatları aşırı bir biçimde yükseldiğine göre aşırı bir düşüş de bekleyebiliriz. Tüm bu faktörlerin bir araya gelip resesyona yol açması da konut piyasasını olumsuz etkiler. FED'de insanlar kısır döngüden söz ediyor. Halen en çok kaygı duydukları nokta, düşen konut fiyatlarının kredide krize neden olup mortgage sisteminin önünü tıkaması ve konut fiyatlarının daha da gerilemesi. Büyük Buhran'ın yeniden yaşanacağını iddia edenlerden değilim ama bunu telaffuz edenlerin sayısı çok.
Sizce niçin Büyük Burhan yaşanmaz?
Çünkü artık o sıralarda bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanıyorum. O yıllarda FED bilgisizdi. Yalnızca ülkenin altın rezervlerini koruma kaygısındaydılar ve federal hükümet de, kemer sıkma ve maliyet tasarrufunun resesyona panzehir olacağına inanıyordu. Sanırım artık o günlere göre daha bilinçliyiz ve büyük bir federal hükümete sahip olmamız bile tek başına yeterince istikrar unsuru sayılabilir. Yine de halihazırda devasa sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmaz.
Mevcut durumu ABD'nin maruz kaldığı diğer ekonomik krizlerle karşılaştırabilir misiniz?
Mali sorunlar 1990 ve 2001'de yaşananların bileşimi ve muhtemelen daha da geniş kapsamlısı gibi gözüküyor. Sanırım tasarruflar ve kredi krizinden daha da ciddi olan bir mali bozulmayla karşı karşıyayız. Ayrıca internet köpüğünün sönmesinden daha da vahim olan konut piyasasındaki çöküşten kaynaklanan servet kaybı var. Tüm bunlar da yeterince kötü. Öte yandan, gelişmeleri izleyenler Japonya'ya benzerlikten söz ediyor. Japonya'da olumsuz gidişat resesyonla başladı ve 10 yıl boyunca da ciddi bir toparlanmaya tanık olunmadı. Benzer bir durumun ABD'de tekrarlanmasından kaygı duyuluyor.
2010 yılında resesyonun sona ereceğini söylüyorsunuz? Niçin 2010?
Son resesyon resmi olarak başladıktan sekiz ay sonra bitmişti ama istihdamın toparlanması için bir 30 ay daha beklemek gerekiyordu. Bundan dolayı, bu kadar beklememiz gerektiğini düşünüyorum. Eğer resesyon Ocak 2008'de başladıysa, toparlanmaya benzer bir şeylerin ilk kez Temmuz 2010'da hissedileceği anlamına geliyor. Ancak bu süreç daha da uzayıp belki de 2011'e sarkar.
FED Başkanı Ben Bernanke faiz indirimi bağlamında ne yapabilir? Geçenlerde bloğunuzda "İndirime devam Ben!" diye yazdınız.
Evet, doğru. FED'in tekrar tekrar faiz indirimine gideceğinden eminim. 75 baz puanlık kesintiler sürerse sıfır faize varmış olacağız. Sıfıra doğru gidişat ihtimali yüksek ve bu noktada da Japon tarzı sıfır faiz politikası gündeme gelecek.
ABD'de böyle bir şey daha önce yaşanmış mıydı?
1930'lardan beri hayır. O sıralarda FED'in faiz oranlarını düşürmesi söz konusu değildi ama 30'lu yılların büyük bölümünde sıfır faiz politikasının uygulanması sürdürüldü. FED son iki re-sesyondaki kadar faiz indirimine giderse sıfır oranına varırız. O zaman da karşımıza şu soru çıkıyor: Peki faiz indirimi de yetmezse? Yetmeme olasılığı çok yüksek....
Kredi piyasaları hâlâ krizdeyse bu durum FED'in para politikasına darbe indirmez mi?
FED'in faiz indirimine rağmen kredi faiz oranları hâlâ pek çok insan için yüksek. Faiz oranlarında artış eğilimi indirim çabalarını bastırıyor. Mortgage faiz oranları beklenenin aksine düşmüyor. Ve tabii ki iki yıl önce rahatlıkla borçlanabilen insanlar artık borçlanamıyor. Soruna klasik bir yaklaşım olan FED'in faiz indirimine bakıyoruz ama bankanın reel ekonomi için elinden geleni yaptığından emin değiliz.
(FED eski başkanı) Alan Greenspan'e yöneltilen eleştiri, faiz indirimlerinin biri teknolojide, diğeri emlakta olmak üzere iki balona yol açtığı yönünde. Faiz indirimlerini sürdürürsek bir başka balon yaratma riskiyle karşı karşıya kalmaz mıyız?
Greenspan'in faiz indirimleri balonlara yol açtı ama başka seçenek olduğundan da emin değilim. Faiz oranının yüzde 1'e kadar gerilediği ama buna rağmen ekonominin kan kaybettiği zamanları hatırlıyorum. Ancak Greenspan subprime'la ilgili uyarılara kulak tıkadı. FED gereken yasal ve ahlaki düzenleme mekanizmasına sahipti. Aşırılıkları dizginlemek için yapabileceği çok şey vardı. Bu balonlar sırasında yapmadıklarımız Greenspan'in en son yaşanan çöküşe karşı tavrından daha önemli.
1970'lerden ve stagflasyona dönüşten söz ediliyor. Bunun riski nedir?
Stagflasyonda fiyat artışlarının bir süre sonra kendi kendini beslemeye başlaması kaygı yaratır. Fiyat belirleme sürecinde enflasyon beklentileri oluşur. Şu anki enflasyon ise enflasyon beklentilerinden değil -bu tür bir kendi kendini besleme sürecinden söz edilemez- emtia fiyatlarındaki artıştan kaynaklanıyor. Bu hoş bir durum olmasa da bu noktada kaldığı sürece FED'in endişelenmesi gerekmiyor.
Hükümetin ekonomiyi teşvik planı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Beni memnun etmedi. Paranın büyük bir bölümü harcamaya niyeti olmayan ve mali açıdan da sıkıntılı sayılmayacak kesime veriliyor. Bundan dolayı da, bu paralarla ya kredi kartı borçları ödenecek ya da bankada tasarruf yapılacak. Benim anlatmaya çalıştığım şu ki, madem bu iş uzun sürecek o halde etkililik hızdan daha önemli. Ben şahsen bu paraların köprü onarımı, altyapının kurulması gibi kamu yatırımlarında kullanılmasını istiyorum. Normalde insanlar ekonomiyi teşvik için herhangi bir yatırım yaptığınızda, resesyonun başlamadan sona ereceğini söyler. Ancak bu kez böyle bir şey söz konusu değil.
Size göre ABD ekonomisi tüketici harcamalarına çok fazla dayalı değil mi?
Evet çok haklısınız. İki yıl önce ABD ekonomisinin profiline baktığınızda, refahın yüksek tüketim harcamaları, devasa konut inşaatları, iş dünyasında benzeri görülmemiş bir yatırım ve büyük bir ticari açığa dayandığını görüyorduk. Şimdi artık durumun değişmesini, daha az tüketim harcamaları, daha düşük bir bütçe açığı ve iş alanında daha fazla yatırıma dayanan bir ekonomi istiyoruz. Tabii ki, sorunlar bizi bulunduğumuz noktadan oraya doğru götürüyor.
Çözüm var mı?
Doların düşük değeri yardımcı oluyor. Euro'nun 1,53 dolarlık seviyeden işlem görmesine seviniyorum; kuşkusuz, dersler bittikten sonra yapmayı planladığım Avrupa seyahati için iyi bir haber değil bu. Ancak üretim tesisleri için iyi bir haber. Şaka bir yana, şu anda ABD ekonomisi için olumlu olan tek şey zayıf dolar; düşük değerli dolar ihracata destek sağlıyor.
Ekonomide çok fazla kötümser rakam havada uçuşuyor. Size göre en alarm verici olan hangisi?
Faiz oranlarındaki artışla ABD hazine tahvillerinde gerileyen LIBOR (Londra Bankalararası Borçlanma Oranları) arasındaki farka bakıyorum. Bu farkın bu kadar büyük olması bankaların birbirlerine güvenmediği anlamına geliyor. Piyasalardaki çeşitli panik ölçümleri gidişatın iyi olmadığının işareti. Kendi kendime düşünüyorum. Bu tanık olduğumuz dördüncü dalga. Subprime’ın ilk kez ortaya çıktığı bir yıl önce birinci dalgayı yaşadık. Herkes bunun dizginlendiğini düşünüyordu. İşlerin berbat olmaya başladığı geçen ağustos ayında ikinci dalgayı yaşadık. Sonbaharda üçüncü dalga geldiğinde durumun kontrol altına alınması için adeta kahramanca çabalara tanık olduk. Şimdi yine dalgalarla boğuşuyoruz. Bu kez sanki daha kapsamlı mali bir krizle karşı karşıyayız.
Ne değişti?
Suprime'dan uzak olan piyasaların da etkileneceği yönündeki kaygılar arttı. Sonunda bir şeyler dengeyle oynamaya başladı. Sanki birkaç haftada bir, daha önce adını bile duymadığım 300 milyar dolarlık bir piyasa daha batıyormuş gibi geliyor. Kredi kartı piyasası, araba kredisi piyasası... Sırada hangisi var bilmiyorum. Ama kesin olan şu ki, ticari emlak piyasasında da konut piyasasındaki çöküş kadar sert bir dalgalanma yaşanacak.
Hükümet bu likidite sorunuyla başa çıkmak için daha fazla adım atabilir mi?
Şu anda yaşananlar 1930'ların başlarındaki banka iflaslarının küçük bir versiyonunu andırıyor. Ancak bugünkü krizde hedeftekiler bankalar değil, bankaların görevini üstlenmiş
olan, bankalarınkine benzer hizmetler sunan piyasalar; bu da en azından şimdilik o kadar kötü değil. Ama bu noktada şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Banka iflaslarıyla karşı karşıya kalsaydık ne yapacağımızı bilirdik. Hükümet böyle bir durum karşısında bankalara el koyar ve mevduatları güvence altına alırdı. Peki ama bir tür ilginç bir bankacılık yöntemi olan menkul kıymetler piyasalarında iflas yaşandığında ne yapabilirsiniz? Tarihsel olarak diğer mali krizlere baktığınızda, sonunda hükümetlerin kurtarma paketleri hazırladıklarını görüyorsunuz. Peki ama bu durumda nasıl bir kurtarma planı uygulanacak? Sorunun bir bölümü de zaten kimin kime ne vermesi gerektiğini bile bilmememiz.
Kimsenin cevabını bilemediği en önemli soru ne?
Wall Street'te mali piyasalarda yaşanan gelgitlerin gerçek sonuçlarının ne derece ciddi olduğunu bilmiyoruz. Yakın geçmişte büyük rağbet gören tüm bu tuhaf finansal varlıkların devre dışı kalması halinde, bu durumun reel ekonomiyi nasıl etkileyeceğini kestiremiyoruz. Şirketler yeterli kazanca sahip olduklarından mı yoksa banka kredileri sağ olsun diyecekleri için mi iş yatırımları çalkantılardan muaf olacak? Finans piyasalarında olan bitenler tüketicilerin harcama alışkanlıklarını nasıl etkileyecek? Tüm bunların nasıl işlediğini bilmiyorum. Belki de ümitli olmamızın nedeni bu. Belki de Wall Street'teki bu kargaşanın sandığımız kadar önemli olmadığı ortaya çıkacak.
