Şu anda izlemekte olduğumuz ‘Küresel Ekonomi Kasırgası' bilindiği gibi geçtiğimiz aylarda Amerika'da bulunan konut ile ilgili mali (mortgage) krizin patlak vermesiyle meydana gelmiştir. Bu mali kriz aniden olmamıştır. ‘Küresel Ekonomi Kasırgası'nın asıl sebebi bu mali kriz değildir. Zira bunun kökleri uzun yıllar öncesine dayanır. Bu krizin asıl müsebbibi başkasının kanını emen kapitalizmin ekonomi sisteminin yasama biçiminden kaynaklanmaktadır. Bu durum insan vücudunda sinsi şekilde yayılan kanser hastalığına benzer. Vücudun içinde yerleşik bir hal alan kanser hastalığı, ilerler, şişer ve hasta üzerinde bir takım belirtiler olarak belirir. Nihayet infilak etmesinden dolayı akan irin vücudun her tarafına yayılmaya başlar ve vücudu etki altına alır. Artık ‘demokraside çare tükenmez' felsefesi burada işlemez.
Sistemin içinden sesli düşünen, sistem tartışmasını dışa vuran yetkili ve üst düzeyli ağızlardan gelen açık itirafların birkaçı:
- Ekonomist dergisinin 15/Mayıs/2008 tarihli sayısında şu açık itiraflar yer alıyordu: (Krizler, açgözlülük ve bedbahtlık Batılı mali sisteminin bir parçasıdır...).
- Ünlü ekonomist George Soroz şöyle anlatıyor: (Daha altı aydan az bir süre önce -Ekim/1997'den önce ve borsalarda olan sarsıntılar esnasında- küresel mali sistem uçurumun kenarında idi... Bu sistemin tam olarak çökmesine birkaç gün kalmıştı... En son mali krizden doğan siyasi sonuçların küresel kapitalist sisteminin tamamıyla çökmesine neden olmasından kaygılanıyorum)... Kaynak: www.alokab.info.
- Fransa devlet başkanı Sarkozy bu krizin oldukça derin olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor: (Küresel mali sistemi bir facia önünden döndü... Küresel mali ve para sistemimizi kökten yeni yapılandırmamız gerekir... Kısıtlama olmaksızın hükümetlerin müdahale etmezliği ve serbest piyasa düşüncesi çılgınca bir düşüncedir... Piyasalar her zaman haklıdır düşüncesi de çılgınca bir düşüncedir). Kaynak: Referans 16.Ekim.2008.
Böylece kapital ekonomi sisteminin en önemli esaslarından ikisi çöktü.
-Birincisi; serbest piyasa,
-İkincisi ise; devletin müdahale etmezliği.. Ki bunların her ikisi de kapitalistler için hata söz konusu değildir!!
Bitkisel sürecine giren kapitalizmin en önemli sütunlarından biri olan faiz, bu mali krizin sonuçlarındandır. Zira faiz yüzünden insanlar ev sahibi olmak için kredi taksitlerini ödeyemeyince, bankaya olan borçlarını geri ödemek üzere satın aldıkları evleri satmak zorunda kaldılar. Herkes aldığı evi satmaya başlayınca evlerin satış fiyatı 3 milyon $ fahiş bir miktara yükseldi. Bankalar açısından da taksitlerin ödenmemesi para akışı olan likidite sorunu da beraberinde getirdi. Piyasada dolanan paralar bir yerlerde takılıp kaldı. İşte bu zincirleme kazalarından dolayı bu mali kriz gün ışığına çıktı.
Ekonomide krize neden olan faizin getirdiği vahim sonuçlarının mefhumlaşması için somut bir örnek vermekte fayda var. Sözde ödeme kolaylığı gerekçesiyle mal olan ev veya araba satın almak isteyene borç/kredi veren banka belli bir faiz oranı uygular. Zaten kapitalizmin işlediği her yerde faizsiz borç veren banka dünyanın hiç bir yerinde olmamış ve imkânsızdır. Zira bankaların bekasını sürdüren ve onları ayakta tutan faizdir. Ödeme kolaylığından tek kasıt verilen kredinin taksit olarak kat kat geri ödenmesidir! Genelde kredi sözleşmesinin ana maddelerinden bazıları şunlardır:
1) Faiz fiyatları sabit değil değişkendir.
2) Bu fiyatlar ilk etapta düşük başlar, fakat taksitler ödendikçe yükselir.
3) Merkez bankası faiz fiyatlarını arttırdıkça banka da arttıracaktır.
4) Alıcı faiz taksitlerinden birini gecikmeli yatırdığı taktirde faiz oranı da otomatikman üçe katlanacaktır.
5) En önemlisi ilk üç senede yatırılan taksitler faize gidecektir. Bunun anlamı evin veya arabanın mülkiyeti ancak üç sene geçtikten sonra başlayacaktır!!
Ünlü Batılı ekonomist Harbeart Marcoz şöyle diyor: (Kapitalizmin sınır tanımaksızın kâr peşinden koşuşması açık, alçak ve gayrı insani bir iştir).
Fakat krizi anlamak için tek faiz meselesine yoğunlaşmak doğru değildir. Aydın olarak baktığımızda krizin bütün boyutlarını, alternatif olan İslam'ın da ekonomi ile ilgili hükümleri, aktif faktörleri, antibiyotik çözümleri teşhis etmek gerekir. Böylelikle hem konuya ilgi duyan Müslüman ekonomistlerin aydın düşünmelerine ışık tutacak hem de alternatifi bütün dünyaya sunma fırsatını değerlendirmiş olacağız.
Bu krizin sonucu tek faiz değil demiştik. Geçtiğimiz 20.y.y.'da ALTIN'a ve GÜMÜŞ'e bağlı olmayan ve insanlığın hiç tanımadığı yeni bir para sistemi/birimi geliştirildi. Uluslararası spekülasyon/vurgunculuk krizi, döviz fiyatları istikrarsızlığı ve uluslararası ekonomi araştırmalar merkezlerinin de kanıtladığı gibi geliştirilen bu para sistemi bozuk ve geçersizdir. Bu sistem özellikle ABD'nin 1971'de para biriminin altın ve gümüş ile alakasını tamamen koparmasından sonra geliştirildi. Böylece ABD'nin para birimi olan doları 20.y.y.'ın başında olduğu gibi altına değil devletin siyasi ve askeri gücüne bağlanmış oldu. Altın ve gümüş ise para biriminden uzaklaştırılıp ekmek ve süt gibi sadece satılan mal haline geldi.
Ayrıca ferdi/özel mülkiyet insanı insan vasfından soyutlayarak vahşi, yırtıcı, açgözlü ve vampir nitelikli bir varlık haline getirdi. İnsanın bu insan dışı yeni vasıflarıyla ve bir şeye sahip olmak dürtüsüyle hiç bir kural tanımaksızın her şeye egemen olmaya başlamıştır. Bu durum mülkiyet meselesini sadece devlete kayıtlı kılan sosyalizmin bakışına tamamen zıttır. Kapitalizmin ferdi mülkiyet merkezli olmasından dolayı servetin ve sermayenin sadece sayılı ve azınlık keselerinin tahakkümünde oldu. Dünyaca tanınmış firmalar bu azınlık keselerinin en açık örneğidir. Kapitalizmde devlet içinde devlet olan, hatta dünyanın her tarafında sahip olduğu imkânlar nedeniyle ekonomi olarak devletten de güçlü dev firmalar var. Bilgisayar sektöründe ‘Microsoft' ve ‘Dell' gibi, petrol sektöründe de ‘Xon' ve ‘Mobil' gibi. Bu keselerin zaman zaman ekonomi piyasasında yaşanan bir takım krizler şahsi olmasından çıkıp küresel kriz durumuna gelmektedir. Çünkü dünyanın %95'ini teşkil eden serveti ve ürettiği malı sadece %4-5 oranında vampir kılıklı insanlar kullanabiliyor!! Bu da korkunç bir zülüm ve haksızlıktır.
Bu bağlamda teknolojinin hızla geliştiği bir ortamda daha zengin olmak için insanın icat ettiği yeni bulgular bilimsellikten çıkıp dev firmaların tekeline girdi. Bu durum bu firmaların aşırı şekilde zengin olmasına neden olurken ferdi mülkiyeti de pekiştirmiş oldu.
Geçtiğimiz y.y.'da teknoloji sanayisini hızla geliştiren ve bu konuda büyük rol oynayan enerji kaynağı petrolün getirdiği gelirlerin büyük bir kısmı ekonomi çarkını döndüren sayılı azınlıkların keselerine aktı. Ayrıca ‘mali kurtarma operasyonunun gerekli gördüğü 700 milyar $'ın piyasaya pompalanması üretilen petrolün ABD'de ve Avrupa'da bulunan bankaların hesabına yatırılan gelirlerinden karşılandığı söylenmektedir.
Kapitalizmin öz geçmişiyle alakalı olarak dünya ve insanlık çapında olan başarısızlığının bir önemli halkası daha askeri ve siyasi sömürgeciliktir. Birinci ve ikinci dünya savaşları silah sanayisini ve ortamını kızıştırırken uluslararası güçler arasındaki cereyan eden çatışma süreci de silahlanmaya yol açmıştı. 20. y.y.'ın ortalarından sonra, daha doğrusu ikinci dünya savaşından sonra birçok insanlar küresel savaşlarının bittiğini zannetmişlerdir. Tam bu arada ve beklenmedik bir hızla Sovyetler Birliği uluslararası arenadan bir daha geri gelmemek üzere yıkıldı. Zaten esas olan akideye sızan yıkımları ideolojinin kendisi bile durduramaz. Dünya çapında güçler dengesinde yaşanan bu değişiklik yüzünden silah firmaları para akışını sağlamak ve daha stratejik bir rol oynamak için üretilen silahları eritmek gerekir. Bunun anlamı yeni savaşlar ve yangınlar çıkartmak lazım. İşte bu hedefe ulaşmak maksadıyla ABD; Irak 1990, Afganistan 2001 ve yine Irak 2003 yıllarında yeni savaşlar ve işgaller getirdi. Böylece siyasetçiler ve silah tüccarları savaş ortamını kızıştırmayı ve silah sektörünü canlandırmayı başardılar. Bununla birlikte sömürgecilik ile ilgili ‘Global Demokrasi' ve ‘Terörle Mücadele' gibi yeni mefhumlar gelişti. Bu gelişmenin rastlantı olduğunu düşünmeyecek kadar uyanık olmak gerekir. Bütün bunlar yapılırken, savaşa ve işgale maruz kalanlar zararın faturasını kanlarından, namuslarından, hayatlarından ve servetlerinden öderken, kayıp olarak gözüken servetler azınlık sermayedarların keselerine büyük kâr olarak giriyordu. Ayrıca savaş ve işgal ortamını yaşayan insanlar ve ülkeler altından kalkamayacak kadar ağır bir borcun yükünü taşımaktadırlar. Burada da ferdi mülkiyetin sayılı insanlar elinde dolaştığını bir kez daha görmüş olduk.
20'nci y.y.'da kapitalizmin en geliştirdiği ve ağırlık verdiği şey (kumardır) borsalardır. Bu borsalar öyle gelişti ki karşılıklı ticaret veya mal mübadelesi olmaksızın sadece kâğıt ticareti haline gelmiştir. Bu kağıt ticaretinden en ufak bir dengesizlik dünyanın bütün ticaret sektörünü sekteye uğratıyor ve bu kumar oyunu yüzünden dünya çapında gıda ve akar yakıt gibi maddeleri tüketen insanların cebine vuruyor!! Böylece emeğin ve malın belli olması gereken ticaret anlayışı da değişti, yerine görülmeyen ve satılmayan mal ve sadece hisse senetleri satmak geçti. Borsaların bu gelişimi anonim şirketi gibi kapitalizmin hayali rakamlar üzerine yapılan ticaret anlayışını getirdi. Borsalardaki elektronik dev ekranlar, alt yazılar, uzun sıfırlı ve inişli çıkışlı rakamlar ve yumuşak vaatler birçok zavallı insanları kandırmış, onların paralarını dolandırmıştır. Bu durumun en açık delili büyük umut bağlayıp parasını borsalarda değerlendiren, hayal kırıklığına uğrayan, fakat her şeyi kayıp edenlerdir. Tekrarlanmaması gerektiği halde ancak borsalarda inanılmaz derecede büyük paralar yine azınlık kapitalistlerin keselerine bir kez daha girmiş oldu. Borsanın son manzaraları da yine iflas, yine depresyon, yine bunalım, yine intihar ve bitmeyen kayıp... Hatta kapitalistlerin arasında şu sözü sık sık kullanır oldular: (Kanun zavallıları korumaz.)!!
Özetle; kapital ekonomi sisteminin ara sonuçları:
A) Onun ekonomi meselesini servetin üretimi ve bu üretimin arttırılması olarak görmesi.
B) Bu bakış doğal olarak servetin azınlık ve sayılı insanlar arasında dolaşmasına neden olması.
Kapitalizm ideolojisi çözümler açısından aciz ve sınırlı insanın koyduğu şeydir. Bu bakımdan boşlukların bulunması ve büyük sarsıntıların meydana gelmesi gayet doğaldır. Bu sistem beşeri ve insan bulgusu olması itibariyle eksiktir. Kapitalistler her zamanki gibi bu tür durumlarda alternatifi aramazlar, kendi sistemlerinin eksikliklerini örterek yamalamaya çalışırlar. Dikiş tutamayacağı zamana gelen kapitalizmin son kullanım tarihi çoktan geçmiştir. ‘Ekonomi çılgınlığı' adlı kitabın yazarı Rocer Keary şöyle diyor: (Asıl sorun ekonomi sistemimizi nasıl uygulayacağız meselesi değil. Çünkü ekonomi sistemimizin kendisi asıl sorundur). Zaten Batı'nın en büyük yanılgısı krizin çözümü açısından hataların ve sarsıntıların temele sızdığını ve sorunun temelden kaynaklandığını görmemesidir.
Şu anda uçurum kenarında sallanan kapitalizmin küresel ekonomi kasırgasının maddeler halinde şunlardır:
1) Faizin yasallaşması.
2) ALTIN'a ve GÜMÜŞ'e bağlı olmayan salt kâğıt para sisteminin olması.
3) Ferdi mülkiyetin diğer mülkiyetleri tamamen kaldırması ve kapitalizmin ferdi mülkiyet merkezli olması. Bu da servetlerin belirli şahısların ve firmaların tekelinde kalmasını sağladı.
4) Petrol gibi kamuya ait enerji kaynaklarının özel mülkiyete dönüştürülmesi.
5) Ekonomi sektörünün birçoğunun özelleştirilmesi.
6) Silah firmalarının çıkarı için ideolojinin, siyasetin, savaşların ve işgallerin birer araç olarak kullanılması ve sürekli savaş ortamının kızıştırılması.
7) Ölçü olarak da menfaatçiliğin ferdi, toplumsal ve devlet davranışlarına egemen olması, ticaret dünyasında açgözlülüğün yayılması ve manevi prensiplerin olmaması.
8) Karşılıklı satış veya mal mübadelesi olmayan hayali satışlarının yaygınlaşması ve bu amacı güden dev hayali firmaların dünya ekonomisine hâkim olması.
9) Kapitalizmin ekonomi meselesini üretimin ve servetin arttırılması olarak görmesi.
Sadece maddi değer ve kâr merkezli bir ideoloji olması nedeniyle kapitalizm ciddi bir şekilde kan kayıp etmeye başlayıp büyük zararlar bütün mali finanslara, dev firmalara ve bankalara dokununca velveleye verdiler, bütün dünyayı kırmızı alarma sürüklediler, köklü tamirattan bahsettiler, yeni çözüm formlarından söz ettiler ve devletler mali piyasayı kurtarmak için müdahale bile ettiler.. Fakat iş insani değer ve diğer halkların servetini çalmak ile alakalı olunca, Keşmir'de, Afganistan'da, Irak'ta ve daha dünyanın birçok yerlerinde kapitalizmin zulmüne uğrayan insanlara sahip çıkma adına ne bir kınama duyduk, ne bir konferans düzenlendiğini işittik, ne bir tepki gördük ve ne de bir müdahale oldu. Zarar paraya ve keselere dokununca ‘küresel mali kriz' denilmektedir. Fakat eşcinselliği yasallaşmasına ‘küresel ahlaki kriz' veya uyuşturuculuğun yayılmasına, zinanın devlet sektörü haline gelmesine ve çocuk ticaretine ‘küresel sosyal kriz' neden denilmemiştir? Bunun tek sebebi kapitalistlerin ve azınlık keselerinin keyfi yerinde olduğu için başkasının acısını hissetmez iken bütün dünya yıllardır kapitalizmin zararını ve faturasını acı şekilde çekip ödüyordu.
Dünya’da hegemonya kuran kapitalizm imparatorluğunun en önemli basamağı ekonomi tamamen çökmek üzeredir. Onun üzerine kurulu devletler de havada asılı durmayacak, onlar da tek tek çökecektir. Bunun tersini iddia edip de hala kapitalizmi canlandıran varsa, neden Sovyetler birliğinin çöküşünü engellemedi? Zira ABD'nin onayladığı ‘mali kurtarma operasyonu' köklü çözüm olmayıp sadece ağrı kesici türdendir. Artık ABD'nin, AB'nin ve kapitalizmin zamanı geçti. Bunların akıbeti Firavun'dan daha iyi olacağı pek gözükmüyor.
MAHMUT CELAL ÖZMEN
